Ürettiğini Sat-a-mama Kültürü

Dört senedir bir İngiliz firması olarak İngilizler’e Türk ürünlerini satmak amacıyla

Türkiye’den ürün almak için mücadele veriyoruz. Kelimeleri öylesine yazmadım; gerçekten “Bir İngiliz firması olarak” gerçekten “Türk Ürünlerini” , gerçekten “İngilizlere satmak amacıyla” ve gerçekten “Türk firmalarından almak için mücadele veriyoruz.”

Yanlış anlaşılmasın, vurguyu tekrar edeyim; “Türkiyeden ürün almak için mücadele veriyoruz.”

Nasıl mı?

Araya Not: Aşağıdaki bilgiler genellemedir. İstisnalar yazının konusu dışındadır. Sizlerle dertleşiyorum sadece.

Şöyle;

  • Türk üreticilerimiz tok satıcı havasındalar. Sanki Avrupa’ya mal yetiştiremiyorlarmış da siz fuzuliden vakitlerini alıyormuşsunuz gibi davranıyorlar.

  • Avrupa standartlarında mal üretmeye gerçekten çok uzaklar.

  • Ürünlerin ilgili sertifikalarını sorduğumuzda genellikle umursamıyorlar.

  • Sadece ortadoğuya ihracaat yapmayı yurt dışına ihracaat yapmak ve uluslararası bir firma olmak olarak algılıyorlar,

  • Paketleme kültürü çok zayıf. Tasarımlar çok kötü. En az para harcadıkları iş tasarım olsa gerek.

  • Aldığımız ürünler parti parti farklı çıkabiliyor. Gelen her parti malda sürekli diken üstündeyiz. “Bu sefer ürünler nasıl çıkacak bakalım” diyoruz kendi kendimize,

  • Ürünlerimizi paketlenirken kontrol etmek istesek, yani “kalite kontrol” yapmak istesek üzülüyorlar.

  • Üreticilerimiz çok “naif”ler. Hemen kalpleri kırılıyor. Mesela ufak bir tasarım eleştirisi yapalım desek küsebiliyorlar, mal satmak istemiyorlar. Fabrikalarını gezmek istesek “bize güvenmiyor musunuz yoksa?” bakışını yiyoruz hemen.

  • Bizi en çok üzen taraflarıysa İngiltere’den bir satın almacı gelince hemen fiyatlar yükseliyor. Uzak doğudan haberleri yok. Rakipsiz olduklarını zannediyorlar gibi.

  • Mesela internetten yeni bir ürün arasak her şeyi bulan google bizim üreticilerimizi bulamıyor bir türlü.

  • Milyon milyon satışlar yapan firmaların web siteleri hayallerinizi yıkar. Bir şey dikkatimizi çekiyor, bu web sitelerinin çoğunun ortak özelliği bol flash’lı ve arka fonda müzik olması. Ha birde açılırken 100’den geriye saymıyor mu, beklemesi bi harika oluyor.

  • En az yarısında diyebilirim, toplantı kültürü diye bir şey yok. Müşteriyle toplantıdayken not almak, müşteriyi dinlemek, siparişi düzgünce yazmak gibi şeyler gereksiz zaman kayıpları onlar için. Sen saatlerce yoldan gelmişsin, zaman ayırmışsın hiç önemli değil. Arada telefon görüşmeleri yapıp akşamki maça nasıl gidileceğini ayarlarlayacak kadar rahatlar.

  • Özellikle vurgulamama gerek yok sanırım, randevu zamanına dikkat etmeme konusunda dünyaca meşhuruz.

Vs vs...

İhracaatımız artıyormuş? Tabiki ortadoğu ülkelerine ihracaat patlaması yapmış olabiliriz ama Avrupa için hala alınacak çok yol var.

Yazıya bahis mevzu olan firmalar sanmayın küçük firmalar. Bizi en çok şaşırtan da bu frimaların büyüklüğü oluyor.

Tabiki çok profesyonel firmalar çok güzel işler yapıyorlar ama henüz azınlıktalar. Umarım eksiklerimizi farkedip uluslararası arenada rakiplerimizle savaşacak ve onları yenecek ticari kültür ve ahlaka ulaşırız.

Selamlarımla,

ahmet@londrakariyer.com

www.twitter.com/ahmetferruh

www.facebook.com/londonistanbul

www.ahmetferruh.com

Featured Posts
Recent Posts
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now